Alışveriş Sepetiniz

PsikoSatranç
PsikoSatranç

Satranç, dünya tarihinin bilinen en eski oyunlarından biridir. Etkili bir zihin sporu olarak bilinen satranç kurallarıyla beraber günümüze kadar gelmiş ve zihin üzerindeki olumlu etkileri sayesinde yaygınlaşmıştır.

Satrancın gelişmiş birçok ülkede küçük yaşlardan itibaren çocuklara ders olarak verilmesi elbette tesadüf değildir. Analitik düşünme ve çözüm yeteneğini geliştirdiği bilinen satrancın özellikle 21. yy yetkinlikleri açısından zihin üzerinde pek çok olumlu etkisi vardır. Bu etkileri sıralayacak olursak:

 

1- Odaklanma: Günümüzde çocukların en önemli sorunlarının başında "odaklanma problemi" gelir. "Uyaranların" çeşitlenip sınırsızca çoğaldığı dünyada, çocuklar bir tercih yapıp bu tercih çevresinde odaklanma problemi yaşarlar. Satrançta altı farklı taşın hareket yeteneklerine ve görevlerine dikkat ederek oyunu doğru bir şekilde yönlendirmek güçlü bir konsantrasyon ister. Bu sayede satranca yönlendirilmiş çocuk, zamanla odaklanma kabiliyeti kazanır.

 

2- Problem Çözme Yeteneği: 21. yy'da problemler de başka her şey gibi kompleks hale gelip çeşitlendiler. Daha yalın zamanlarda yalın problemlerle ilgilenen insan, çağımızda, hayatın sıradan akışı içinde bile çok çeşitli ve kompleks problemlerle karşı karşıya gelmektedir. Bu problemleri mümkün olan en sağlıklı yollardan en kısa zamanda çözebilmek için analitik ve stratejik düşünme yeteneğine ihtiyaç duyarız. Satranç eğitimi, temelde çocukların analitik düşünme becerisini geliştirmeye katkıda bulunur. Satrançtaki taşların hamlelerini hesaplamak, rakibin bir sonraki adımını tahmin etmek problem çözme yeteneğine ciddi anlamda katkı sağlar. ​​

 

3- Disiplin: İnsanlığın 21. yy'da kaybettikleri adlı bir liste yapsaydık bu listenin ilk sıralarında "disiplin" olurdu. Disiplin, bilginin bu kadar karmaşık ve kompleks hale deldiği dünyada başarılı olabilmemiz için en önemli faktördür. Satranç, disiplin gerektiren bir zihin sporu olduğu için çocuklara planlı programlı hareket etme gibi olumlu özellikler kazandırılmasında yardımcı olur, sıkı çalışmanın önemini kavratır. Ayrıca oynanan her satranç oyunu yeni bir şey öğretir. Böylece çocuk kaybettiklerinden de ders çıkarmayı yavaş yavaş öğrenir.

 

Bu üç ana başlık altında incelediğimiz satrancın kazanımlarını çoğaltabiliriz. Örneğin; hafızayı güçlendirir, planlama yeteneği kazandırır, seçeneklerin değerlendirilmesini ve optimum seçeneğin tercih edilmesini kavratır, gözünde canlandırma ve ileriyi düşünmeyi öğretir, analiz yeteneğini güçlendirir .. Kısacası hayatın düşünsel basamaklarının tümüyle ilişkisi olan bir oyun olarak Satranç günümüze kadar insanlık kültürü tarafından taşınmıştır.

 

Psikosatranç tekniğinde ise, satrancın yukarıda belirttiğimiz tüm bu düşünsel kazanımlarının yanında, çocuğun duygusal gelişiminde de bir yol arkadaşı olma amacı vardır.

 

Oyun, çocukların dünyasında, gelişiminde en etkili ve doğal teorik yaklaşımdır. Endişeyi azaltırken, duygularını ifade etmelerini sağlar ve eğlenceli bir etkinlik üzerine yoğunlaşmalarına imkan verir.

 

Çocuklar genellikle duygularını kelimelerle ifade etmekte zorlanırlar ve dilin alanına dahil edemedikleri, dil ile ifade edemedikleri duygular yaşadıklarında dürtüsel/itkisel  davranışlar geliştirirler. Genellikle kendisi ile duyguları/davranışları hakkında iletişim kurmak isteyen yetişkine, endişe ile, bazı zamanlarda da kuşku ile yaklaşırlar. Yaşamlarında zorlandıkları durumlarla ilgili duygularını öğrenmek için sorular sormak onları yabancılaştırabilir, içe kapanmalarına neden olabilir.

 

Psikosatranç tekniğinde her satranç taşının altına, çalıştığımız yaş grubunun deneyimlemekte zorlandıkları duyguları yazarız ve çocuk rakibinin bir taşını aldığında, taşın altında yazan duygu ile ilgili bir anısını anlatır. Tabiki bu sorunsuz bir süreç değildir, çocuk duyguyu tanımayabilir ya da ifade etmekte zorlanabilir. Bu durumda moderatör tarafından yönlendirilir. Böylece, çalışma ilerledikçe, çocuk hem söz konusu duygularını yavaş yavaş dilin alanına sokar ve bu duygu ile ilgili geliştirdiği dürtüsel/itkisel davranışlar zamanla azalır, hem de karşısındaki kişi ile gerçek bir iletişim kurar. Böylece çocuk, konuşmanın her şeyi bir sığlık ve bayağılık içine sürüklemenin en emin yolu olduğu çağımızda, dili, duygusal gerçek bir paylaşım için kullanmayı öğrenir.

 

*Bu çalışma en az iki, en çok sekiz kişilik gruplar halinde yapılır.